Anasayfa Kadınlar Program Belgeler Açıklamalar İletişim
KADIN KOMÜNARLAR BİRLİĞİ
Tarih yazımına başlandığından beri hâkim tarih anlayışlarının değişmeyen özelliklerinden biri yazdıkları tarihin öznesi ve nesnesinin erkekler olduğudur. Kadınlar bu sebeple, kendi tarihlerine yabancılaştırılmış, erkekler tekelindeki bilgiden yoksun bırakılmıştır. Kendi kaderini kabul eden düşünüş ve yaşayış tarzından, toplumu değiştirme ve dönüştürmeyi amaçlayan düşünce biçimine geçişleriyle birlikte kadınlar ancak kendi tarihini yazmaya başlayabilmişlerdir. Yani kadın tarihi, kadınların özgürlük mücadelelerinden doğmuştur.
Ortaya kendi öz mücadele dinamiklerini koyan kadınlar, görünürlük açısından en çok dirençle karşılaşanlar oldular. Egemen tarih anlatımında yok sayılanlar, bu defa içerisinde kavga verdikleri mücadele dinamiklerinde görünmezleştiler. İşçi, genç, siyahi kadınların toplumsal mücadelesi görmezden gelindi.
Kadın tarihi, tarih boyunca rolü çağdaşı olan erkekler kadar önemli olduğu hâlde adı anılmayan kadınların veya ön safta dövüşüp de anlatamayan kadınların öyküsünü bizlere vermiştir. Hatta bu tarih yalnızca kadınlarla sınırlı kalmamış, tarih alanının bütününe farklı bir yaklaşım sunmuştur.
1871 Paris Komününde kadınlar göğün zaptına çıktılar. Komün boyunca savunmadan toplumsal yaşamın düzenlenmesi görevlerine kadar her alanda savaşım yürüttüler. Oluşturdukları kadın birlikleriyle Komün mücadelesinin doğrudan içerisinde yer almalarına rağmen yönetsel mekanizmalarda bulunamadılar. Marx'ın, Engels'in ve Lenin'in üzerinde önemle durdukları sınıf savaşımları tarihinin bu yüce örneğinden çıkarılan dersler arasında kadınların tarihsel rolü ve yeri kuşkusuz irdelenmelidir.
Ekim Devriminde de kadınlar sınıf mücadelesinde sonuna kadar savaşmış ve yeni yaşamın kuruluşunda öncü rol oynamışlardır. Devrim kadınlara birçok kazanım getirmiş; hak eşitliğini sağlamış, çocuk bakımını toplumsallaştırmış, ev içi işler kadına yük olmaktan çıkmış, boşanma yasası kadınların lehine düzenlenmiş, kürtaj hakkı tanınmış ve en önemlisi kadınların siyasal yaşama katılmasının önü açılmıştır. Bu açıdan Sovyetler Birliği toprakları kadınların dünya üzerinde en çok özgür oldukları yerlerdir. Ancak kadınlar yine de yönetim mekanizmalarında yeteri kadar yer alamamışlardır. Reel sosyalizm ilk olarak kadınların öz örgütünü ellerinden almıştır.
Paris Komünü ve Bolşevik Devrimi örneklerinde de gördüğümüz gibi sınıf mücadelesi ve kadın kurtuluş mücadeleleri birbirinin içine geçmiştir, birbirinin müttefikleri olmuşlardır. Türkiye'de ise 80 öncesinde kendini sınıf hareketleri içerisinde var etmeye çalışan kadınlar (kadın dernekleri girişimi) 80 darbesiyle beraber en ağır şekilde cezalandırılmıştır. Kadınların politikaya katılmaları ve yüreklice direnmiş olmaları erkek iktidarını tehlikeye attığı için kadınlar her türlü işkenceye-tacize, tecavüze ve aşağılık uygulamalara maruz kalmışlardır. '80 yenilgisi, bütün sosyalist hareketi geriye düşürdüğü gibi kadınların mevzilerini yerle bir etmiştir.
Bir süre sonra ise sınıf hareketinden ve birleşik kadın mücadelesinden kopuk feminizm düşünceleri, kadın örgütlenmeleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Aynı zamanda dünyayı saran batılılaşma, modernleşme etkisiyle Türkiye'de kadın hareketinin 60'lı yıllarda başlayan ve 80 sonrasında da devam eden 'Türk Feminizmi'ne dönüşme hali kadın mücadelesini bütünlükten uzaklaştırmıştır.
1980 askeri darbesinden sonra kendini görece daha hızlı toparlayan kadın hareketi buna rağmen bütünlüklü bir mücadele pratiği ortaya koyamamıştır. 80li yıllarda başlayan 90larda daha net görülmeye başlayan bu parçalanmış tablo süren tartışmalarla daha da keskinleşmeye başlamıştır. Türkiye’nin kuruluş aşamasında mayasında olan ulus-devlet olgusu, askeri darbe sonrasında kadın hareketlerinde de etkisini göstermiştir. Kadınlar İslamcı kadınlar, Kürt Kadınlar, Sosyalist Kadınlar, Türk kadınlar olarak etnisite ve kimlik mücadeleleriyle ayrışmışlardır. Batı etkisiyle yoğunlaşmış feminizm kadınları yekvücut hale getirememiştir. Her kadının kendi öncül politik sebebini birleştirici tek stratejiden yoksun olan bu kadın hareketinin günahı elbette yalnız kadınlarda değildir. Bu dönemlerde birçok kadının sol-sosyalist örgütlerde var olduğu düşünülürse ''aylardan sonra yıllardan sonra yan yana gelen çocukların'' erkek çocuklar olduğunu da anımsamamız gerekir. Kadın-erkek beraber mücadele yürütülen örgütlerdeki kadınlar erkek yoldaşları tarafından kadın mücadelesinden koparılmaya kadın mücadelesinin ortak mücadele içerisine eklemlenmesine hatta zamanla eriyip gitmesine zorlanmışlardır. Kürt kadınların mücadelesiyle sosyalist kadınların mücadelesi ayrıştırılmıştır.
Neticede 'kadın sorunu' dünyada olduğu gibi Türkiye'de de komünist hareketin büyük bir kısmı için içsel bir olgu hâline gelememiştir. Çünkü komünist hareket içerisindeki kadınlar hiç de azımsanamayacak derecede uzun bir süredir bu mücadeleyi vermelerine rağmen, bu kadınların komünist safların kendi içinde erkek egemenliğe karşı yürüttüğü mücadele, genel olarak patriyarkaya karşı verilen savaşımdan kat be kat fazladır. Komünist hareket dünya çapında erkek egemenliği fazlasıyla hafife almış ve erkek egemenliğini yıkma hedefini gerçek anlamda benimsememiş veya ertelemiş, dolayısıyla buna uygun mücadele yöntemleri geliştirmekten imtina etmiştir. Kadın kurtuluş mücadelesi komünist kadınlardan, komünist hareketin bütünü kadın kurtuluş mücadelesinden ayrı düşmüştür.
Bunun nedenlerini ideolojide, literatürde ve nihayet pratikteki farklılıklar ile açıklamak gerekir. Bütün sınıflardan kadınların ortak bir ezilmişliği olduğunun kabulü, bütün sınıflardan kadınların ortak bir mücadele yürütmesi gerekliliği sonucunu ortaya koyar. İşte tam da bu durum kimi görüşlerin kadın kurtuluş hareketinin bütününü küçük burjuva diyerek tecrit etmesine; tersinden kadın hareketinin kimi görüşlerinin sınıf perspektifinden yoksun kalarak kadın sorununu ele almasına ve bilimsel olmayan, hedefsiz, analiz gücünden ve kitle bağlarından yoksun, elit bir ‘hareket’ olmasına yol açar.
Erkek ve kadının aynı mücadele sahasında beraber yürütmekle yükümlü olduğu sınıf kavgasında kadınların özgün örgütlenmelere olan ihtiyacı ‘gereksiz’ bulunmuştur. Patriyarkanın ve dolayısıyla kapitalizmin doğrudan mağdurunun kadınlar olduğu gözden kaçmış ve hatta çoğu zaman kabul edilmek istenmemiştir. Komünist kadınların kadın kimliğinden öte komünist olmalarının yeterli olduğu sanılmış ve ezilen kadınların aynı zamanda kadın olduklarından kaynaklı yaşadıkları sömürü arasında bağlantı kurulamamıştır. Siyasal mücadelenin olduğu alanlarda durum böyleyken henüz bu alanlarda var olamamış kadınlara ulaşmak daha da güçleşmiştir.
Bugün de komünist harekette kadın kurtuluş mücadelesi gerilerde seyretmekte (feminist hareketin teorik ilerlemesinin ve pratik kazanımlarının gerisine düşmekte) ya da sözde içselleştirilmekte, sınıf mücadelesiyle bağı tam olarak benimsenmemekte, kavranmamakta, komünist kadınlar kadın kurtuluş mücadelesinin öncü öznesi ve yönlendiricisi olamamaktadır. Bu durumun sebeplerini ve sonuçlarını şu şekilde sıralayabiliriz:
1- Var olan somut gerçeklikte bugün erkek egemenliğinin vardığı şiddet boyutu kadınlar içerisinde büyük bir öfkeye dönmüş olduğunu görüyoruz. Yaşanan bu devrimci durum ise komünist kadınlar tarafından olması gerektiği gibi yönlendirilememektedir. Bizzat devlet tarafından organize edilen taciz ve tecavüzler karşısında sokağa çıkan binlerce kadına öncülük edilememekte ve devletin burada oynadığı kirli oyunlar gözler önüne serilememektedir. Komünist kadınların merkezi bir örgütlenmeden ve stratejiden uzak olmasından faydalanan devlet ise sonu gelmeyen taciz, tecavüz ve kadın cinayetleri ile kadınların faillerini meçhulleştirmekte ve hesap sorulmasını zorlaştırmaktadır.
2- Komünist hareket içerisinde de teorik ve buna bağlı olarak da pratik bir kaos içerisine sürüklenen kadın kurtuluş mücadelesi aynı zamanda bu hareketin heterojen yapısını da tam olarak kavrayamamakta ve buna uygun taktikler geliştirememektedir. Farklı etnikten, mezhepten ve sınıftan kadınların sorunları üzerine derin bir çalışma yürütülemezken farklı yaşam ve biçimlerine sahip kadınlara yaklaşımlar da uzak ve üstten kalmaktadır.
3- İşçi kadınlara dair bir perspektif bile belirlenmemiş ve sınıf içerisindeki kadınları örgütlemek arşivlenmiş eski yazılar gibi rafa kaldırılmıştır. Sınıf içerisindeki kadınlarla komünist hareket içerisindeki kadınlar buna binaen zamanla birbirlerine yabancılaşmışlardır.
4- Yürütülen mücadeleler ise bütünlüklü bir şekilde değil parçalı olarak yürütülmektedir. İktidarın kadınlar arasında yürüttüğü stratejik ayrıştırma çalışması da bu ayrılık durumunu pekiştirir durumdadır.
5- Ayrıştırılan kadın kurtuluş mücadelesi bir süre sonra kitleler tarafından taciz ve tecavüze karşı yapılan büyük eylemliklerle kendini kendiliğinden yeniden birleştirmeye çalışmakta ancak komünist kadınlar burada da bunu pekiştirecek bir hamle yapamayıp bu eylemliklere de öncülük edememektedir. Kitlelerin kendiliğinden ortaya koyduğu eylemlilik doğru hedeflere yöneltilememektedir. Yaşanan vakalar yine mağduriyet ile temellendirilip, yapılan eylemlerin niteliği de hesap sormaktan çok yine mağduriyeti vurgulayan bir düzeye indirgenmektedir.
6- Niteliği zayıflayan kadın eylemlikleri bir süre sonra sistem eleştirisi yapmaktan uzaklaşmakta, patriyarka ile eklemlenmiş olan iktidar araçlarını ve mekanizmalarını (aile,okul,polis,hukuk,devlet v.s) teşhir edememekte ve bu mekanizmalara karşı mevzi kazanma amaçlı mücadele yürütülememektedir.
7- Kadın kurtuluş mücadelesi sonucu belirleyecek kazanımcı eylemlerden çok ‘’günü kurtaracak’’ eylemlerde bulunmaktadır. İktidarın ideolojik ve zor aygıtlarıyla dövüşmekte hareket için zorlaşmıştır. Ortaya konan taktikler de merkezi stratejik bir planın parçası olmaktan çok günlük olaylar etrafında şekillenen bir ’politika’nın parçası olmuştur. Değişen durumlara göre de buna bağlı olarak manevra kabiliyetini de yitirmiştir.
8- Sisteme entegre olan kadın hareketleri kadın cinayetleri, tecavüzler, tacizler karşısında hala hukuk sisteminden bir medet ummakta kendi adaletlerini sağlamak düşüncesini bile aklına getirmemektedir.
Yukarıdaki tespitlerimiz sorunun kaynağına inip stratejik bir çözüm etrafında birleşmemizi sağlayacak niteliktedir. Burada verdiğimiz özeleştiriler ve kadın hareketlerine de yöneltmiş olduğumuz eleştiriler yaşanılan gerçekliklerden kaçmamak ve her şeyden önce buna bağlı olarak komünist kadınlar içerisinde gerçekleşecek bir dönüşüm hareketi ile bizi sonuca ulaştıracaktır.
Türkiye kadın hareketinin bütünündeki bu geri durum, kadınların komünist hareket içerisinde de öncü rol oynamasını zorlaştırmaktadır. Kadınların hayatı yönlendirmediği ve öncüsü olmadığı her durumda da saflarımızda erkek egemenlik, cinsiyetçilik ve erkekler arasında doğalından örgütlenen hiyerarşik-dayanışmacı ilişkiler baş göstermiştir.
Komünist ilkelere aykırı olarak gelişen bu erkek egemen gericilikle mücadele komünist kadınlar tarafından stratejik plana bağlı olarak gelişen tutarlı bir mücadeleye dönüşmelidir. Komünist saflarda erkek egemenlikle savaşılmadan hedefe yönelmek mümkün değildir. Saflarda kazanılan mevziler de örgütü ve mücadelenin bütününü güçlendirecektir.
Tüm bu saptamalar yani komünist kadınların içeride ve dışarıda yürüttüğü mücadelenin geldiği nokta ortak politik bir strateji ve buna uygun olarak gelişecek taktiklerin, uzun süreli planların etrafında acilen birleşilmesi gerektiğini bizlere dayatmaktadır. Sürekli savunma halinde olan kadın hareketinin, artık taarruz durumuna geçmesi ve buna uygun hazırlıkların örgütlenmesi içine girmesi artık boynunun borcu olmuştur.
Çünkü dünya üzerindeki değişen dengelerin ve buna bağlı olarak ortaya çıkan krizler işçi sınıfını ve kadınları çok daha büyük bir bataklığa çekmektedir. Bununla birlikte, patriyarkal sistemle iç içe geçmiş kapitalist devlet mekanizmaları da böyle süreçlerde kadınların ve işçi sınıfının tepesine daha çok çökmektedir. Yaşanılan ekonomik krizlerin, egemenlerin iç çelişkilerinin bedeli yine işçi sınıfına, ezilen halklara ve kadınlara ödetilmektedir. Başta Ortadoğu’da ve tüm dünyada da süren kirli savaşlar ise öncelikle kadınları hedef almaktadırlar. Binlerce kadın bu savaşlarda tecavüze uğramakta, öldürülmektedir.
Komünist kadınların en acil görevi; işçi sınıfının öncü örgütü içerisindeki kadınların etrafında birleştiği; stratejik bir plan ve bunu gerçekleştirilecek olan, merkezi bir öz örgüt kurmaktır.
Komünist partisinin, proletaryanın sınıf savaşımı öncülüğü görevini yerine getirmesi gibi, bu örgütün de kadınların kurtuluş mücadelesinin öncülüğünü üstlenmesi gerekir.
Bu öncülüğe Devrimci Komünarlar Partisi üyesi her kadın özerk Kadın Komünarlar Birliği ile adaydır.

Kadın Komünarlar Birliği için İleri!
Yaşasın Kadınların Kurtuluşu!
Birleşik Özgürlük Güçleri'nin Açıklaması
AKP-IŞİD Faşizminin Tüm Karargahlarını, Kurumlarını Ve Taşeron Organizasyonlarını Vurun! Faşist Katillere, Cenazelerimize
Bile İşkence Yapanlara,Tecavüzcülere Ve Onları Alkışlayanlara Nefes Aldırmayın! AKP-IŞİD faşizminin istihbarat ve hedef belirleme araçları olarak çalışan, "medya" adı altında tüm muhalif çevreleri faşist çetelere hedef göstermeyi görev edinmiş, yalanları defalarca kez ortaya dökülmüş olmasına karşın faşist iktidarın koltuğu altında beslenen, büyütülen Yeni Akit ve Yeni Şafak istihbarat organları devrimciler tarafından gerçekleştirilen bir eylemle "uyarıldı!"Yapılan bu eylemi tamamıyla benimsiyoruz ve gerçekleştiren Aziz Güler Özgürlük Gücü Milis Örgütünü başarılı ve isabetli eylemlerinden dolayı kutluyoruz, çalışmalarında başarılar diliyoruz.Devamı

Anasayfa Kadınlar Program Belgeler Açıklamalar İletişim