Anasayfa Kadınlar Program Belgeler Açıklamalar İletişim
DEVRİMCİ KOMÜNARLAR PARTİSİ

PROGRAM
Tarihsel Miras ve Amaç

Partimiz yeryüzünde eşitsizliğe ve zulme karşı ilk taşı atan adsız savaşçıdan günümüze kadar süren tüm özgürlük ve adalet mücadelelerinin mirasçısıdır. Köklerimiz, köleciliğe isyan eden Spartaküs'den Anadolu'nun unutulmaz isyancıları Babailer'e kadar uzanır. Bugünde dünyanın her hangi bir yerinde süren tüm özgürlük savaşları bizim savaşımızdır. Biz dünya çapındaki haklı haksız savaşının Anadolu ve Mezapotamya'daki koluyuz ve insanlığın komünal geleneklerinin takipçileriyiz.
İnsanlığın komünal geleneklerini modern sınıflar mücadelesine uyarlayan Marks-Engels ve Ekim Devriminin önderi Lenin, Devrimci Komünarlar Partisinin de kurucu önderleridir.
Devrimci Komünarlar Partisi; Ekim Devriminin ateşleri içinde kurulan TKP ve Türk egemen devletine karşı silahlı isyan bayrağını dalgalandıran THKP/C, THKO, TKP/ML'yi devrimci eleştirel temelde kendi öncelleri kabul eder.
Parti, proletaryanın nihai kurtuluşu için, modern sanayi proletaryası başta olmak üzere, işçi sınıfının, emekçilerin, kadınların, gençlerin ve tüm ezilenlerin bilinçli, örgütlü ve öncü siyasi devrimci savaş örgütüdür. Devrimci Komünarlar Partisi, sınıfsız, sömürüsüz bir dünya kurmayı hedefler; doğa ve insan uyumunu esas alır. Patriyarkal sistemi ortadan kaldırarak, bayrağında "herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacı kadar" şiarı dalgalanan komünist dünya toplumuna ulaşmak için savaşır.

Dünya halklarının baş düşmanı kapitalist emperyalizmdir

Günümüzde gericiliğin ana kaynağı emperyalizmdir. Yeryüzündeki tüm faşist ve askeri diktatörlükler, tüm yerel gerici iktidarlar, dinsel faşist gericilikler, yükselen neo-faşizmler emperyalizmden beslenirler ve emperyalizm tüm gericiliklerin kaynağıdır. Emperyalizm dünya halklarının baş düşmanıdır.
Kapitalizme karşı mücadele edilmeden emperyalizme karşı savaşılamaz. Emperyalizm bütün ülkelerde “iç olgu” haline gelmiştir. Bu, yerel sermayelerin ve devletlerin emperyalizmin uzantıları, kaleleri, yerel emperyalist odaklar vazifesi görmesi demektir. Bu odaklara karşı mücadele edilmeden emperyalizme dokunulamaz. Bundan dolayı anti- emperyalist mücadele her coğrafyada yerel sermayelere ve devletlerine cepheden savaşa hazırlanmayı zorunlu kılar.
Tekeller ve mali sermayenin egemenliği, dünyanın dev tröstler arasında paylaşılması ve eşitsiz gelişmenin yarattığı çelişkiler iki büyük emperyalist paylaşım savaşıyla sonuçlandı. Sosyalist kampın çöküşüyle başlayan yeni paylaşım dönemi son büyük krizle birlikte derinleşti. Ekonomik krizin çözümsüzlüğünün tetiklediği emperyalist rekabet yeryüzünü cehenneme çevirmeye başladı. Emperyalist kamplar arası kapışma ve parçalanma da rekabeti şiddetlendiriyor. Bu rekabet bütün kıtalarda bölgesel savaşları tetikliyor; bölgesel savaşlar bir dünya savaşına, üçüncü bir savaşa doğru hızla tırmanma gösteriyor. Çürümüş ve can çekişen kapitalist emperyalizm, doğayı ve insanlığı bir bütün olarak yok oluşa sürüklüyor. Bugün emperyalizm dünya halkları için her zamankinden daha büyük bir tehdit oluşturuyor ve bölgemizde emperyalizme karşı mücadele güncel ve acil hale gelmiştir.
Sosyalist sistemin çökmesiyle emperyalistler kendi halklarını terörize etmek için kullandıkları komünizm öcüsünün yerine radikal İslamı geçirdiler. "Medeniyetler çatışması" tezleri öngörüden çok ideolojik hazırlık olarak devreye sokuldu ve bilinçli olarak bugünkü dünyayı yarattılar. Kapitalist küreselleşme ve neo-liberal politikalar sonucu dünya emekçileri arasında büyüyen dayanışma ve ortak mücadele dalgasına karşı "medeniyetler çatışması" anti-komünizmin yerine kullanıma sokulan yeni ideolojik saldırıdır. Bu saldırı, yalnızca İslam-Batı karşıtlığıyla sınırlı değil, yeryüzündeki tüm büyük inanç topluluklarının birbirleriyle, mezhepsel ve kültürel farklılıklar temelinde kendi içlerinde de çatıştırılması ve düşmanlaştırılmasıdır. Yeni ideolojik konsept, emperyalistlere hem emperyalist merkezlerde hem de dışarda büyük bir iktidar gücü verirken, içerde emek ve demokrasi, dışarda anti-emperyalist güçleri ezmek için örgütlenmiş bir silahtır.
Müslüman dünyada IŞİD olarak ortaya çıkan faşist eğilim, başlangıcı Yeşil Kuşak politikalarına dayanan emperyalist projenin devamıdır. IŞİD, 1,5 milyarı aşan İslam dünyası üzerinde estirilen emperyalist yağma, talan ve savaşlardan beslenmektedir. Radikal İslam bir yanıyla emperyalist saldırganlığa karşı geriye dönük ve umutsuz bir intihar eğilimidir ve bu yanıyla kitlesel bir destek bulmaktadır. Siyasal olarak ise yerli egemenler ve emperyalist güçlerin halklara, ilerici ve devrimci güçlere karşı kullandığı büyük ve tehlikeli yeni tür faşizmdir. IŞİD faşizmine karşı bölgesel düzeyde karşı çıkış yetersizdir, enternasyonal düzeyde ideolojik, politik olarak çok yönlü mücadele yürütülmek zorunludur. Dünya sermayesinin kanlı kılıcına dönüştürülen bu faşist hileye karşı dünya emekçileri birleşik ve ortak mücadele yürütmelidir. Emperyalizm ve IŞİD; biri diğerinin öteki yüzüdür ve ikisine karşı birlikte savaşılmalıdır.
Kapitalist sistemin içinde kalan dünyanın bir geleceği yok. Beşeriyet ve kainat, kan ve ateş içindedir. Ekolojik yıkım, talan ve sömürü akıl almaz boyutlara varmıştır. Yüzbinlerce, milyonlarca insan emperyalist devletlerin kararlarıyla bombalar altında can veriyor. Tehdit bütün insanlığadır. Tehdit beşeriyete olduğu kadar tabiatadır. İnançlar, kültürler, halklar, bitkiler, hayvanlar tehdit altındadır. Bir bütün olarak varoluş ve gelecek tehdit altındadır. Bundan dolayıdır ki bu savaş en büyük savaştır. İnsanlık bir bütün olarak ya yok olacak ya da tümden sermaye canavarlığından kurtulup özgürleşeceği komünizmi kuracaktır.
Yeni bir devrimci enternasyonalin kurulması acil görevdir
1980’lerde başlayan neo-liberalizm tüm dünya halklarına acımasız ve amansız bir saldırıydı. İdeolojik, siyasal, ekonomik, askeri her yönden ve yeryüzü coğrafyasının tümüne saldırdılar. Dünya emekçilerinin yüz yıllık tüm kazanımlarını tarumar ettiler. Uluslararası mali sermayenin çıkarları doğrultusunda IMF kontrolünde özelleştirme ve kemer sıkma politikalarını ülkelere dayattılar. Ülkelerin tüm sanayilerini, finansal yapılarını, enerji dahil üretimin tüm sektörlerini ele geçirdiler. İstikrar tedbirleriyle halkların boğazları sıkılarak biriken gelirlerin aslan payı emperyalist tekellere akarken yerli işbirlikçi tekeller de kasalarını doldurdular. İşsizlik ve temel gıda maddelerindeki aşırı fiyat artışları kitleleri açlığa mahkum etti. Bütün ülkelerde yoksulluk ve açlık yaşamın bir parçası haline geldi. Suları, ormanları, bitkileri, hayvanları, insanı, doğayı kısaca bütün yaşamı özelleştirdiler. Bütün bunları yıllardır oluşturmaya çalıştıkları uluslararası kuralları yerle bir ederek, açık askeri zorbalık ve işgallerle yürüttüler. Küresel saldırı bir çok yerde küresel direnişlere neden oldu.
Asya'dan Afrika'ya, Güney Amerika'dan Avrupa'ya tüm kıtalar kitlesel isyanlara sahne oldu. Bu gelişmeler geçici huzursuzluklar değil yeni bir düzen kurulmadan durulması mümkün olmayan isyan dalgalarıdır. Bir ülkede gerileyebilir, başka bir bölgede öne çıkabilir veya bir yerde kısmi tavizlerle geçici olarak yatışabilir, bir dönem uykuya yatabilir ama tümden söndürülemez.
Dünya homojenleşmiştir. Emek-sermaye çelişkisi tüm dünyayı kuşatmıştır. Dünün köylü toplumları olarak bilinen üçüncü dünya ülkeleri dünyanın atölyeleri durumuna gelmiştir. Bu ülkelerde süreç proleterleşmenin derinleşmesi doğrultusundadır.
Geç gelişen kapitalist ülkelerdeki ve emperyalist metropollerdeki emekçilerin yaşamı ve sorunları toplumsal olarak birbirine benzemeye başlamıştır. Belçikalı işsizlerle Mısırlı işsizler, Tunuslu işsizlerle Yunanlı işsiz üniversitelinin hedefleri ve gelecekleri de birbirine yakınlaşmıştır. Merkez Avrupa’nın yoksul ve işsiz gençliğinin kaderi Asya, Afrika ve Güney Amerikalılar'ın kaderine benzemiştir.
Emek-sermaye çelişkisinin etkisi dışında hiçbir kara parçası kalmamıştır. Toplumsal, siyasal, ekonomik, teknolojik homojenleşme sonucu iç içe geçmiş bir dünya oluştu. Emperyalist çıkarlar, dünya finans kapitalistlerinin politikaları tüm dünya halklarını hedef alıyor. Bu politikalar tüm ülkelerde benzer tepkileri ve eğilimleri tetikliyor. Bir yerdeki mücadele ve duruş dünyanın tüm yoksullarının talepleriyle iç içe geçiyor.
Tüm yeryüzünde öfke ve isyan mayalanıyor. Dünya, patlayan ve çözülen isyan dalgalarıyla sarsılıyor. Zamanı gelenler devrimci yoldan kendisini açık ediyor. Her ayaklanma dalgası bir öncekinden hem öğreniyor hem güç alıyor hem de yeni isyanları cesaretlendiriyor. Halklar kan ve ateş içinde öğreniyor.
Tüm dünya benzer sorunlardan kaynaklanan, birbirine benzer ve birbirini etkileyen ve süreklilik kazanan kitlesel halk hareketleriyle sarsılıyor ama enternasyonal bir örgütlenme yok. Zamanı gelen fikirler gibi zamanı gelen örgütlenmeler de zorunluluk olarak zuhur ederler. Dünya yeni tipte bir komünist enternasyonale gebedir. Yeni bir enternasyonal, Avrupa merkezci ve hiyerarşik olarak örgütlenmiş eski anlayışlardan kopuşu zorunlu kılar.
Paris Komününden sonra yeryüzünde ezilenlerin proletarya öncülüğündeki ilk iktidarı olan Ekim Devrimi, Avrupa'dan beklenen devrimlerin gerilemesiyle, dünya devrimine yürümekte yalnız kalarak, emperyalist kuşatma altında, tek ülkede sosyalizmi kurmaya yönelmek zorunda kaldı. Zamanla dünya devrimi hedefinden koparak kendi içine daraldı. Emperyalizme karşı sınıfsız dünya toplumu için mücadele yerine, devletçi bloklar arası rekabet geçirildi. Kapitalist uygarlık karşısında yeni bir komünal toplumsal yaşam geliştiremedi, bu rekabette yorgun düşerek kendi içine kapanarak çöktü. Farklı bir sosyalizm anlayışını temsil ettiğini iddia eden Çin ve Arnavutluk Devrimi de Sovyetler Birliği ile aynı akıbete uğradı.
Devrimci Komünarlar Partisi, gerçekleşen ve çöken tüm devrimleri kendi mirası olarak eleştirel devrimci temelde sahiplenir. Kendi devrim ve sosyalizm anlayışını bu devrimlerin deneyleri üzerinden devrimcileştirir ve ayak bastığı Anadolu ve Mezopotamya topraklarının tarihsel ve komünal geleneklerini esas alarak yeniden kurar. Mücadele içinde kurulacak bu anlayış, aynı zamanda marksizimin batı merkezci pozitivist dar yorumunun yerel ve evrensel düzeyde aşılması için mücadeleyi içermektedir.

Bölgemizde devrim ve karşı devrim

Dünya çapındaki yeni emperyalist paylaşım mücadelesinin ilk cephesi bölgemizde yaşanıyor. İkili, çok yönlü, siyasi, askeri bloklaşmalar ve ittifaklar bütün güçleri içine çekiyor. Giderek hiçbir gücün dışında kalamayacağı büyük bir alt üst oluş dönemine girildi. Gelişmeler I. ve II. Emperyalist Paylaşım Savaşları öncesini hatırlatıyor. Yirmi yıldır kan gölüne dönen Ortadoğu’da savaş tüm bölgelere yayılacak kapsam ve biçimler alıyor. Uzun bir dönemdir bölgede siyaset silahlarla yürütülüyor. Savaş bölge ülkelerini içine çekerken aynı zamanda bütün ülkelerde çok yönlü iç savaşları tetikliyor. Türkiye bütün bu çelişkileri kendi içinde taşıyor.
Türkiye ve Kürdistan başta olmak üzere tüm Ortadoğu tarihsel değişimlere sahne oluyor. Bugün Ortadoğu’da yaşananların tümü emperyalizmin ve gerici bölge güçlerinin iflasının sonuçlarıdır. Yüzyıllık statüko çöktü, sınırlar ortadan kalkıyor. Çöken gerici statükonun arkasında büyük bir boşluk oluşmuştur. Gerici statükoyu yeniden kurmak ve bölgeyi düzenlemek için bütün dünya güçlerinin ve bölge gerici egemenlerinin içinde olduğu çok yönlü ve çok cepheli silahlı çatışmalar yaşanıyor. Savaşın uzayarak Türkiye’yi ve diğer bölge ülkelerini de içine alarak bu iktidar boşluğunu büyütmesi kaçınılmazdır. Bu durum bölge halklarının enternasyonalist mücadelesi için büyük bir alan açmaktadır. Emperyalizm ve yerli gericiliklerin hedefi, tüm bölgeyi dinci, ulusçu, mezhepçi temellerde halkların birbirlerini boğazladığı, uzun sürecek kanlı bir savaşın içinde tüketmektir. Emperyalizmin bölgede hiçbir soruna çözümü yoktur. Bölge halklarının tek kurtuluş yolu emperyalizme ve yerli gericiliklere karşı halkların birliği ve ortak mücadelesidir.
ABD dahil hiçbir gücün kontrol edemediği kaos ortamının uzun süreceği görülüyor. Ortadoğu'daki durum, tüm halklar ve bölge devrimci güçleri için büyük devrimci olanaklar sağlıyor; oluşan boşluk, bölge halklarının devrimci öncülerini bölgesel çapta bir devrim cephesini kurmaya zorluyor. Kürt Özgürlük Hareketi, saldırılara karşı direnirken bölge çapında tüm zorda kalan ve imha ile karşı karşıya olan halkları savunuyor ve bölgesel devrimci cephenin görevlerini omuzluyor. Gücünün çok üstünde ve çok sayıda cephede süren saldırılar karşısında zorlanıyor. Aynı zamanda baskın ulusal kimliğinden dolayı hareket alanı sınırlanıyor. Başta Türkiye devrimcileri olmak üzere tüm bölge devrimci güçleri bölgenin ve halkların geleceğini belirleyecek bu savaş mevzisinde yerlerini almak ve bölgesel devrim cephesinin güçlenmesi için mücadele etmek zorundadır.
Eski statükolar sınırlar olarak korunsa bile ekonomik, siyasal, toplumsal sorunlar bölgeselleşmiştir. Kürt sorunu gibi Şii ve Sünnilik eksenindeki mezhepsel gerilimler de bölgeselleşmiştir. IŞİD bölgesel daha öteye küresel düzeyde faaliyet sürdürmektedir. Türkiye IŞİD'in önemli bir merkezi ve hedef ülkesidir. Tarikatlardan cemaatlere tüm İslami gerici ağlar ve kontra güçler IŞİD ile yeniden harmanlaşarak radikalleşmiştir. Önümüzdeki uzun bir dönem boyunca başta Aleviler olmak üzere laik kesimler, Kürtler ve tüm ilerici devrimci güçler IŞİD saldırılarının hedefinde olacaktır. Türkiye'de AKP-IŞİD faşizmine karşı mücadele uzun erimlidir ve Ortadoğu'daki halkların mücadelesiyle iç içedir.

Türkiye'de devlet ve devrim

Türkiye Cumhuriyeti Devleti tekelci oligarşik bir diktatörlüktür. Aynı zamanda sömürgeci bir devlettir. Tarihi boyunca Kürtler üzerinde inkârcı, imhacı ve asimilasyoncu bir politika sürdürmüştür. Osmanlıdan devraldığı halk düşmanı karekterini ve kurumlarını modern emperyalist gericilikle bütünleştirerek özgün bir gericilik biçiminde yapılandırmıştır. Kürt halkı üzerindeki sömürgeci zulüm, aynı zamanda Türk emekçileri üzerindeki sömürü ve baskıları güçlendirmekte, düzene karşı her türlü muhalefet faşist terörle ezilmektedir.
Sistem; CIA, MOSSAD gibi modern emperyalist yapıların kirli yöntemlerini tarihinden getirdiği devşirme kurumlarla birleştirmiş, bunlara siyasallaşan işbirlikçi İslam'ın katliamcılığını katmıştır. Türk devlet geleneği ve Türkiye gericiliğinin tertiplediği Maraş, Çorum ve Sivas yangını türünden katliamlar, IŞİD'in öncelleridir. T.C. Devleti, tepeden tırnağa resmi ve sivil terör aygıtlarına ve saldırgan faşistleşmiş yaygın kitlesel bir desteğe sahiptir. Faşizm bu sistem içinde kurumsallaşmıştır ve her zorlandığında devreye sokulmaktadır. Bundan dolayı Türkiye'de demokrasi sorunu bir devrim sorunudur. Aynı biçimde faşizmin yıkılması da devrim sorunudur.
Türkiye burjuvazisi, Türk toplumunun bin yıllık devlet geleneğini ve bu geleneğin son 600 yılını oluşturan Osmanlının hükmetme tecrübelerini devralmış ve bunu 90 yıllık Cumhuriyet koşullarına uydurmuştur. T.C. Devleti, hem en modern tekelci kapitalist ilişkilerin hem de en arkaik prekapitalist ilişkilerin ve bunların siyasal, hukuki, ahlaki normlarının bir arada yaşandığı; sınıfsal, ulusal, dini, mezhebi, kültürel, iç-dış, konjonktürel-yapısal gerilimlerinin iç içe geçip birbirini beslediği şiddetli çelişkiler yumağıdır. Tarihsel ve güncel olarak birikmiş bu çelişkiler ancak devrimle çözülebilecektir.
T.C., çok sayıda ulus ve ulusal azınlığı yüzyıllarca tahakküm altında tutan geleneği devralmıştır. Siyaset, esas olarak şiddet eliyle yürütülmektedir. Ordu Osmanlı siyasetindeki ağırlıklı konumunu cumhuriyet rejiminde de devam ettirmiştir. Büyük toprak sahipliğinden kapitalistleşen eski büyük mülk sahipleri ile Cumhuriyetin yetiştirdiği burjuvaların devlet mekanizmaları içindeki çatışmaları hiç bitmemiştir. Sonuç olarak, Türkiye'de burjuva demokratik devrim tamamlanmamıştır.
Başından beri halka karşı yürütülen örtülü veya açık iç savaş Türkiye siyasetinin en temel belirleyeni oldu. 1915-1923 döneminde Ermeni soykırımı ve Rum tehciriyle gayrimüslüm nüfusun üçte biri yok edilmiştir. Kurtuluş Savaşı olarak sunulan dönem, aynı zamanda iç savaşlar serisiyle yeni bir devletin kurulduğu dönemdir. 1925-1927, toplumsal planda değil ama Cumhuriyet'in kurucu unsurları arasında iç çatışmanın yaşandığı yıllardır. 1919’dan 1938’e kadar Koçgiri, Şeyh Sait, Ağrı ve Dersim'de Kürtler katliamlara uğradı. 1975-80 döneminde egemen sistem binlerce devrimciyi katletti. Bunlar örtülü veya açık bir iç savaş dinamiğinin süregelen kanıtlarıdır. 50 bin kişinin öldüğü 1984’ten bugüne devam etmekte olan Kürdistan’daki çatışmalar, katliam ve direnişin bir başka boyutudur.
Türkiye’de toplumsal ve siyasal tüm oluşumlar devletle bağlantılıdır; devlet tüm kurumları ya direk kendisi oluşturur ya da sıkı biçimde kontrol altında tutar, bu yapılanma mevcut sistemin gücünü ve örgütlülüğünü oluşturur. Türkiye'de politik partiler sınıfsal söylem ve biçimlerden çok; milli, dini, mezhepsel kimlik ve söylemler üzerinden faaliyet yürütür. Sınıf mücadeleleri genellikle din, milliyet, mezhep örtüleri altında yürütülür. Ailecilik, kan bağları, hemşehrilik önemlidir ve bu arkaik kalıntılar kapitalist devletle bütünleşmiş, onu koruyan manevi bir zırh gibidir.

Demokratik Halk Devrimi

Dünya devrimler sürecinin parçası olan devrimimiz, emperyalizmi kovacak, sömürgeciliği tasfiye edecek, faşist kurumları ve oligarşik diktatörlüğü yerle bir ederek özgür bir ülke kuracak; kesintisiz biçimde dünya devrimi ve komünizm yoluna girecektir
Bu amaca, yani komünizme ulaşmak için, ilk ve zorunlu adım; mevcut düzeni tümden yıkmak ve yerine halkın devrimci iktidarını kurmaktır. Önümüzdeki devrim, proletarya önderliğinde tüm halkın katıldığı, Demokratik Halk Devrimidir. Proletarya, Demokratik Halk İktidarı koşullarında gücü ve örgütlülüğü oranında kesintisiz olarak sosyalist iktidar için mücadele edecektir.
Partimiz Türk, Kürt, Arap ve tüm diğer halkların eşit özgür temellerde sosyalizm altında birliğini hedefler. Türkiye devrim güçlerinin demokratik halk cephesi ile Kürdistan özgürlük güçlerinin ortak birleşik devrim cephesinde birleşmesi ve halkların birlikte kurtuluşu için savaşır. Kürt halkının ayrılma ve bağımsız devlet kurma hakkını kayıtsız şartsız savunur. Bu hakkı, devrimin Türkiyesi'nde hangi yolda kullanacağına Kürt halkı kendisi karar verir.
Türkiye halklarının özgürlüğe ulaşması ancak mevcut sermaye düzeninin ve bu düzeni koruyan burjuva devlet aygıtının, halkın devrimci gücü ve örgütlülüğünce yıkılarak parçalanmasıyla mümkündür. Baskı, terör ve zorbalıkla, halk çoğunluğunun iradesine rağmen devam eden bu sömürü düzeninin yıkılması, halk kitlelerinin ancak devrimci şiddetiyle olanaklıdır. Parti, işçi sınıfı ve halk kitlelerinin siyasal iktidarı feth etmesi için devrimci şiddeti zorunlu görür. Dev bir terör mekanizması üzerinde yükselen sisteme karşı halkın iktidarının gerektirdiği tüm zor ve şiddet yöntemlerini kullanmayı haklı ve meşru kabul eder.

Kadınların Kurtuluşu

Devrimci Komünarlar Partisi, kadınların kurtuluşunu komünist hareketin önünde ertelenmez bir görev olarak görür. Erkek egemen sistem, sınıflı toplumun temellerinden biridir ve ancak sınıflı toplumların sona ermesiyle sonlanacaktır. Bu açıdan dünya kadınları devrim mücadelesinin her safhasında doğal öznedirler. Partimiz, kadın kurtuluş mücadelesinin bütün kazanımlarını sahiplenecek, bunların ileri taşınması için savaşacak ve kadın kurtuluş mücadelesinin kesintisiz bir biçimde sürmesi için bütün imkânlarını seferber edecektir.
Kapitalizm için vazgeçilmez olan emek gücünün yeniden üretilmesi yükü, görünmeyen emeğiyle kadınların omuzlarına yüklenmiştir. Kadın emeği kamusal alanda ucuz iş gücü olarak konumlandırılmış, özel alana ait tüm işlerde de kadın emeğine erkek egemen sistem aracılığıyla el konulmuştur.
Beden politikalarıyla kadınlar ve erkek egemenliğinin ötekileştirdiği cinsel yönelimler sürekli saldırı altındadır. Annelik kapsamında salt bir üretim aracına dönüşen kadın bedeni cinsel bir meta olarak konumlandırılmaktadır. Bütün dünyanın gözü önünde kadınlar pazarlarda satılmakta, tacize/tecavüze uğramakta, şiddetin bütün biçimlerini görmekte, öldürülmektedir; nefret cinayetleriyle insanların yaşam hakları ellerinden alınmaktadır. Kapitalizmde kadın bedeni erkeğin, devletin, orduların özel mülkiyeti, savaş ganimetidir.
Kapitalist emperyalist sistemin ezme, sömürme, ayrımcı, köleleştirme biçimlerinin hepsi erkek egemenliği ile iç içedir. Kadınlar sınıfı, etnik kökeni, ideolojisi, yaşı, inancı ne olursa olsun ikincil cins olarak konumlandırılmıştır. Patriyarkanın asli sürdürücüsü olarak konumlandırılan erkek ise toplumun hangi sınıf ve kategorisine mensup olursa olsun iktidar gücünün aparatı hâline dönüşmüştür. İnsanlığın yarısının dünyanın geri kalanı üzerinde kurduğu tahakküm yok edilmeden hiçbir alanda nihai kurtuluş sağlanamaz.
Kadın kurtuluş mücadelesinin zaferi burjuva devlet aygıtlarına ve kapitalizme karşı uzlaşmaz bir duruşla mümkündür. Dünya kadınlarının kurtuluşunun yolu, kadınların kendi örgütlü mücadelesinden ve sosyalizmden geçer. Sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz bir dünyanın kapıları da ancak kadınların kurtuluşuyla tam olarak açılacaktır.

Ekoloji devrimcidir

Kapitalizmin kâr hırsı ekolojik dengeyi tahrip ederek, doğa ve toplum arasındaki ilişkiyi bir uçuruma dönüştürmüştür. Doğanın tahribi sonucu hava, toprak, sular kirlenmiştir. Nükleer tehlike, sera etkisi ve iklim felaketleri, türlerin geleceğini yok etmektedir. Kapitalizm doğayla birlikte ve aynı hızda toplumu da tahrip etmektedir. Dev boyutlarda büyüyen şehirler toplumsal yaşamı kanserleştirmektedir. Bozulan doğa ve toplum dengesinin yeniden kurulması ancak kapitalizmin yok olmasıyla gerçekleşebilir. Kapitalizm yıkılmadan ekolojik felaket önlenemez.
Doğanın tahribi ve imhası doğrudan insan toplumunun kendi bedenini sakatlaması ve tahribidir. Kapitalizm her iki alanda da derin yaralar açmış, büyük sakatlıklara neden olmuştur. Toplumsal devrim ve iktidar mücadelemiz doğanın korunması için savaşı devrim sonuna ertelemez; mücadelemizin her anı ve alanı ekolojik bilincin yükselmesi ve doğanın tahribine karşı güçlü bir duyarlılık oluşturmak zorundadır.
Geri kalmış kapitalist ülkeler gibi Türkiye burjuvazisi de acımasızca çevreyi, doğal ve tarihsel varlıkları yok etmektedir. Bu hoyratça imha Türkiye çapında büyük bir toplumsal tepkiye dönüşerek kitlesel direnişlerle karşılaşmaktadır. Kentlerin ve kırların yaşayanlar için bu mücadele tarihsel-kültürel kimliğinin ve yaşam alanlarının savunmasına, varlık yokluk sorununa dönüşerek şiddetlenmiştir. Doğa için mücadele acımasız terörle ezilmektedir. Yaşam alanlarını koruyan kitleleri devlet şiddetle bastırmakta, kitleler her türlü baskıya karşı direnişlerle karşılık vermektedir. Gelinen aşamada devletin pervasız saldırıları, halk kitlelerinin örgütlü şiddet ve zor yöntemleriyle direnmelerini de meşrulaştırmaktadır.

Devrimimizin hedefleri

Başta bankalar olmak üzere finans oligarşisinin tüm servetleri, büyük sanayi ve tarım işletmeleri, sigorta şirketleri ve dış ticaret devletleştirilecek, tekellerin ve büyük mülk sahiplerinin mülkiyetleri halka devredilecek, kamusallaştırılacaktır.
Kamulaştırılan fabrikalar ve diğer şirketler işçi ve emekçilerin yönetim ve denetiminde olacaktır.
Emperyalizmle bütün bağlar koparılacak, başta NATO olmak üzere tüm emperyalist kurum ve kuruluşlardan çıkılacak, gizli açık tüm anlaşmalar teşhir ve fesh edilecek, uluslarası tekellerin faliyetleri sonlandırılacak ve dış borçlar ödenmeyecektir.
Başta TSK olmak üzere tüm güvenlik kurumları dağıtılarak yerine halkın özgücüne dayanan özgürlük güçleri örgütlenecektir.
Halkın egemenliğine dayanan anayasaya uymak koşuluyla siyasal örgütlenmeler serbest olacaktır.
Halk demokrasisinin en yüksek yasama ve yürütme organı halk meclisidir. Merkezi ve yerel düzeydeki tüm idari kurumlar seçilmiş konseylerce yürütülecek ve denetlenecektir. Seçilmişler, istenildiğinde seçmenler tarafından görevlerinden alınabilecektir. Seçilmişlerin maaşı ortalama işçi ücretini aşamaz.
Yargı her bölgede halkın seçtiği bağımsız mahkemelerce yürütülecektir.
Kadın özgürlüğünün önündeki bütün yasal engeller kaldırılacak kadını köleleştiren, tutsaklaştıran bütün dinamiklere karşı Devrimci Komünarlar Partisi kadınların özel ve kamusal alanda kesin eşitliğinin sağlanmasının garantisi olacaktır.
Tüm dünya halklarıyla eşit, adil ve karşılıklı saygı temelinde iilişki kurulacak, dünyada emperyalizme ve kapitalizme karşı mücadele eden tüm güçler desteklenecektir.
Devrimci Komünarlar Partisi; bütün coğrafyalarda sınıfsız toplum için mücadele eden dünya komünist hareketinin kopmaz bir parçasıdır.
Birleşik Özgürlük Güçleri'nin Açıklaması
AKP-IŞİD Faşizminin Tüm Karargahlarını, Kurumlarını Ve Taşeron Organizasyonlarını Vurun! Faşist Katillere, Cenazelerimize
Bile İşkence Yapanlara,Tecavüzcülere Ve Onları Alkışlayanlara Nefes Aldırmayın! AKP-IŞİD faşizminin istihbarat ve hedef belirleme araçları olarak çalışan, "medya" adı altında tüm muhalif çevreleri faşist çetelere hedef göstermeyi görev edinmiş, yalanları defalarca kez ortaya dökülmüş olmasına karşın faşist iktidarın koltuğu altında beslenen, büyütülen Yeni Akit ve Yeni Şafak istihbarat organları devrimciler tarafından gerçekleştirilen bir eylemle "uyarıldı!"Yapılan bu eylemi tamamıyla benimsiyoruz ve gerçekleştiren Aziz Güler Özgürlük Gücü Milis Örgütünü başarılı ve isabetli eylemlerinden dolayı kutluyoruz, çalışmalarında başarılar diliyoruz.Devamı

Anasayfa Kadınlar Program Belgeler Açıklamalar İletişim